Hakkımda

Merhabalar,
Maceram ilkokul dördüncü sınıfta “23 Nisan” konulu sınıf içi şiir yarışmasında en kötü şiirin benimki seçilmesiyle başladı. Çok okuyunca yazması da kolay olur sanmış, yarışmayı küçümsemiştim. Üzüntümü ve biraz da öfkemi gören öğretmenimiz “her kafiyeli mısra şiir değildir” demişti. Yani kelimeler tek başlarına öylesine sözcük öbekleri iken yazan kişinin hisleri sayesinde coşkulu ya da hüzünlü bir manaya bürünüyordu. Zira o hisler diğer kelimeleri de yamacına çağırıyor, cümleler ordusuyla nihayete varılıyordu. Tutmaya henüz başladığım ve yıllarca tutmaya devam da edeceğim günlüğüme o gün uzun uzun hislerden bahsetmiştim. Eh, dokuz on yaşlarında hislerden ne anladığım hepinizin malumu… Ancak yenilgimi telafi etmekteki kararlılığımı hala içimde, kalbimin en sıcak köşesinde sımsıkı saklıyorum. Çünkü yazdıkça kelimelerin büyülü şeyler haline gelişini o kararlılık sayesinde keşfettim.
Kelimeler, biraz beni saklıyorlardı, biraz da beni ortaya döküyordu.
Lise hayatına geçişimle beraber şiir yerini düz yazıya bıraktı. Hayatıma önce kısa hikâyeler, ardından upuzun sayfalar girdi. Yazmadan, okumadan geçen günüm yok gibiydi. Bundan sebep lise yıllığımda “milyonuncu kitabını okuyor” diye dalga geçtikleri bir fotoğrafım dahi var.
Sene 2004. Üniversite 2.sınıftayım. Herkes aşk acısıyla kavruluyor! “Kırmızı ve Siyah”ı tam da o dönemlerde yazmaya başladım. İlk ismi “Gece Nöbeti”ydi. Murathan Mungan’ın şiirinden oldukça etkilenmiştim. Fakat kitap yarım kaldı. Zira his yine yoktu. Başkalarının yaşadıklarını gözlemlemek etkiliydi lakin bir ilham perisi değildi. O ara Şifacı ’ya tutuldum. ‘Dünya nereye gidiyor’ diye kendi kendime söylenerek yazdım durdum.
Yıllar ilerliyor, ben iş hayatında kayboluyorum derken fena bir şey oldu. Aşık oldum! Öyle böyle değil. Yerin yedi kat dibini de gördüm, göğün yedi kat üstünü de. İçim kırmızı içim simsiyahtı. İşte öyle bir dönemde yeniden sarıldım kaleme. Biraz iç dökerek, biraz kendimi arayarak yazdım. “Gece Nöbeti” bundan mütevellit “Kırmızı ve Siyah” oldu. Bitti. Tamamlandık. Ayaklarım yere bastı.
Ardından “43 Gün” doğdu satırlarımda, sonra okuyucusuna kavuşmayı bekleyen nice sancı. Sanki kurguların dönemleri vardı ve ben o dönemlerde hangisine yakın hissediyorsam ona asılıyordum. Zamanı gelince de kendiliğinden bitiveriyorlardı.
İlk anlatım, aynı zamanda Şamanizm ögeleriyle bezeli fantastik kurgum olan “Şifacı” 2019 Ağustos’ta, iki farklı dönemde yaşanan aşkı, özellikle aşkın ne olduğunu ve psikolojik etkilerini uzun uzun anlattığım “Kırmızı ve Siyah” 2021 Kasım’da kitaplaştı.
Tüm bunların ardında;
1986 doğumlu, lisans eğitimi Maliye, yüksek lisansını uzmanlık alanı olan “Marka Yönetimi ve Pazarlama” üzerine tamamlamış, çeşitli kurumlarda medya satın alma, itibar yönetimi, pazarlama iletişimi departmanlarında çalışmış, “Kurumsal İletişim Yöneticisi” olarak görev yapan, evli ve bir çocuk annesi Hanife‘yim.

Recent Comments

Görüntülenecek bir yorum yok.

Archives

Categories